Geçen sayı başladığımız Denizci Çocuklar serisinin bu seferki konuğu İstanbul’dan İrem Arkun. İrem’in yelkenle dolu dünyası başka pek çok çocuğa (ve anne babaya) ilham verecek.

İrem 13 yaşında, 7. sınıfta bir öğrenci ama aynı zamanda küçüklüğünden beri yelkenci. Bodrum Bitez’de, Era Yelken Kulübü’nde başlayan yelken macerası önce İstanbul’a, sonra dünyanın başka şehirlerine uzanmış.
Fikir aslında babasından gelmiş. İrem o yaz hiç itirazsız derslere katılmış, yelkenin tadına bakmış. Okula başladığı yıl yelken okuluna da başladığı için iki okulu birden yürütmüş bir süre. Ama İstanbul’a dönünce kışın devam etmek istememiş. Bir yıl sonra bu kez İstanbul’da, Galatasaray’ın yaz okuluna girmiş, işte o noktada işler değişmiş. “Böyle birden seni C takımına istiyoruz filan dediler. Zaten bir şeyler öğrenmiştim. Kavança at deyince hemen yapabiliyordum.” Annesi de tamam deyince İrem’in yelken hikâyesi macera olmaktan çıkıp ciddiyete binmiş.

Yaşıtı pek çok yelkenci çocuk gibi o da optimist yapıyor. O küçücük teknesiyle Caddebostan’dan Adalar’a kadar hiç korkmadan gidip geri dönüyor. “Optimistin güzelliği şu, küçük olsan bile yapabilirsin. Yani kilo filan önemli değil, istek önemli. Senden büyükleri bile geçebilirsin” diyor. Peki ama 30 knot rüzgârlar, dalgalar korkutmuyor mu onu? “Başta bir şey oluyorsun evet, azcık korkuyorsun. Ama yelkeni öğrenince daha bile eğlenceli oluyor.” İrem’in bir şansı da yelkeni bir süre en yakın arkadaşıyla birlikte yapmış olması. Karada olduğu gibi denizde de arkadaşını yanında bulunca işin zor kısmını aşmak kolay olmuş.
Gel zaman git zaman, İrem’in denizleri büyümüş, uluslararası yarışlara katılmaya başlamış. En son Hırvatistan’daki yarışlarda, junior kategorisinde 3. olmuş. Ama öncesi de var. İspanya’ya falan da gitmiş. Orada hava şartları pek iyi değilmiş, işler umduğu gibi gitmemiş. Buna karşın, geçen yıl Malta’da da madalya almış. “Bir de yabancılar ismini filan okuyor ya. İşte İrem diye anons edince… Ülkeni temsil ediyorsun, gurur duyuyorsun!” Peki kaç madalya toplamış şu ana kadar? Saymamış: “Tahminen, 15 falan işte!”.

Peki ama bu işin kışı var, rüzgârı var, zorluğu var. Hiç gitmek istemediği olmuyor mu yelkene? “Özel bir gün değilse, doğum günü filan, öyle bir isteksizlik olmuyor. Zaten ortam çok güzel, arkadaşlarım orda. Bir de Bodrum’a, Çeşme’ye kamplara gidiyoruz hep beraber. Ayrıca antrenörlerimi seviyorum. Yelken kulübü benim ikinci evim gibi.”
Daha henüz büyük tekneye çıkmamışlar, misafirlik hariç. Ama verseler alır götürürüm diyor İrem. Öyle bir özgüven! Üç arkadaşıyla birlikte bir dünya turu planı yapmışlar bile. Bir defter tutulmuş, hesaplar, rotalar, planlar o deftere dökülmüş. Ama kızlardan biri başka kulübe gitmiş, diğeri de başka bir ülkeye taşınmış. Şimdilik defterin kapağı kapalı ama ne zaman açılacağı belli olmaz. Şu anki hedef milli takım. Sonra antrenörlük.

İrem için deniz demek mutluluk demek. “Deniz böyle… işte seni rahatlatıyor. Kendini kötü hissettiysen, denizde unutuyorsun. Deniz canlısı falan görünce de çok hoşuna gidiyor.” Tabii başka güzel olaylar da yaşıyorlar denizde. Bir gün yelken dersinde seyir halindeyken aniden sahil güvenlik botu beliriyor. Bot şov yaparcasına etraflarında tur atmaya başlıyor. Çocuklar ne olduğunu anlamaya çalışırken botun komutanı telsiz mikrofonu eline alıp bir anons geçiyor: “Aferin çocuklar, çok iyisiniz! Tebrikler! Böyle devam!” Belli ki, gördüğü manzara subayın o kadar hoşuna gidiyor ki, kurallara aykırı olacağını bile bile böyle bir anons yapmaktan kendini alıkoyamıyor. Tabii bir denizciden övgü almak çocukların pek bir hoşuna gidiyor. Deniz gerçekten de çocuklara, böyle hiç beklenmedik eğlenceler sunabiliyor.
Bir tek denizde çöplere denk gelince üzülüyor, içi bir kötü oluyor. Alıp tekneye koyuyor onları ve karaya çıkarıp çöp kutusuna atıyor. “Bir de hani hayvanlar orada yaşıyor ya! Yani orası onların evi. Sizin evinizin içine çöp atsalar?” Çok güzel soru değil mi?

İrem’in çocuklara da anne babalara da birer mesajı var. “Çocuklar hemen başlasınlar. Hiç beklemesinler. Ama sabırlı olsunlar. Çünkü sonrası çok güzel olacak. Bence kesin yani!” Anne babalar peki? “Sakın çocuğu zorlamasınlar. Ne yelkene ne de başka bir şeye. İstiyorlarsa yaparlar.”
İrem daha bu yaştan işin sırrını çözmüş görünüyor. Ona göre hayatın merkezinde “istek” var. İsteyince yapılamayacak şey yok. “Yani, bence öyle. En önemli şey istemek! Sonrası kolay.”
