İki kardeş, iki farklı dünya. Birisi huzur peşinde, ötekisi macera. Birisi sözel, diğeri sayısal. İkisinin ortak yanı ise denize besledikleri tutku.

Ada 15, Uygar 10 yaşında. İki kardeş Marmaris'te, denizin kucağında doğmuşlar. Babalarının Çiftlik Koyu'nda işlettiği restoran sayesinde her gün denizle bakışmışlar. Denizde büyümüşler, hayata dair ilk bilgilerini denizden almışlar. İkisinin de "en sevdiğim şeyler listesi"nde ilk sırada deniz geliyor.

"Babamın en sevdiği şey deniz, balıklar, tekne. Bütün hayatı deniz," diye anlatıyor Ada. "Tekne üzerinde istediğin her yere gidebilirsin! Bize de bunu aşıladı." Ada yüzmeyi öğrendiği günü hiç unutmamış. "3 yaşında falandım. Annemler çalışıyordu, ortada kimse yoktu. Kendi kendime öğrendim yüzmeyi," diyor. Babası da biraz yardımcı olmuş ama daha ziyade kollukları takıp deneye yanıla işi kendisi çözmüş. İşte serbest ve özgürce büyüyen çocukların neler yapabileceğine güzel bir örnek!

Abla olarak kardeşine de örnek olmuş, yolu açmış, yeri geldiğinde dalgaları durdurmuş. Uygar'a herkes göz kulak olmuş ama o yüzmeyi yine tekneden düşerek öğrenmiş: "5 yaşında falandım. Tekneden iskeleye atlarken denize düştüm. Babam ne yapmam gerektiğini anlattı ve o sırada öğrendim işte! O gün denizi anladım yani."

Uygar'ın planı mimar ya da tasarımcı olmak. İlk tasarımını yapmış bile: Kum Adam-Su Adam. Bu bir oyun tasarımı. Peki oyunun kurallarını da anlatsın da diğer çocuklar da oynasın. "Bu hayali bir oyun, pek kural yok. Tek kişi de oynanır, çok kişi de oynanır. Önce kendini tamamen kuma gömüyorsun ve Kum Adam oluyorsun. Fakat Su Adam'la konuşmaya, kavga etmeye başlıyorsun. Su Adam üzerine su atıyor ve seni çıkarmaya çalışıyor. Öyle bir şey işte!" Öbür tutkusu da suyun kenarına çukur kazmak ve bütün gün içinde oturmak.

Ada'nın yüzme merakı Mısır'da dalgıçlığa evrilmiş. "Orada ilk kez cuba dalışı yaptım ve kendimi deniz kızı gibi hissettim. Balıkların ve deniz canlılarının arasında, onlardan birisi gibiyim." Uygar bu kısmı biraz imrenerek biraz da çatık kaşlarla dinliyor. O şimdilik şnorkelle idare ediyor, dalış için biraz daha büyümesi gerekiyor. Fakat bize önemli bir bilgi veriyor: "Kayıp Balık Nemo var ya! O artık kayıp değil. Bulduk onu, Mısır'da!"

Çocuklar işin felsefik tarafına da girmişler. Ada diyor ki, " Konuşmadan anlaşabildiğim tek şey deniz. Beni en iyi anlayan deniz. İnsanlarla konuşurken kendini açıklaman gerekir ya da seni yanlış anlayabiliyorlar.  Ama denizdeyken kendin gibi olabiliyorsun. Kendini çok rahat ve huzurlu hissediyorsun." Uygar bu konuda da ablasından farklı düşünüyor. Onun için deniz daha çok macera demek, cesaret ve özgüven demek.

Çocuklar hiç denizden korktuklarını hatırlamıyorlar. Adadan adaya yüzüyorlar, tekneyi karaya bağlıyorlar, hatta zaman zaman babalarının sahip olduğu 11 metrelik tekneyi onlar kullanıyorlar. Annelerinin deniz korkusunu atlatmasına onlar yardımcı olmuşlar. Uygar bir "kurtarma operasyonunda" bile görev almış. Gebe Kilise Koyu'nda mahsur kalan bir denizciyi babasıyla birlikte gidip kurtarmışlar! Çocukların şimdiki planı yelkene başlamak. İnsan mesela bir 10 yıl sonra onları yeniden dinlemek istiyor. Kim bilir denizde daha neler neler yapacaklar, bize neler neler anlatacaklar.

Bizi okuyan çocuklara Ada'nın mesajı çok net: "Denizden, yeni şeyler denemekten korkmasınlar. Deniz ev gibidir, onları çok iyi anlar. Ayrıca denizdeki canlılara misafir olacaklar. Öyle düşünsünler." Ada'nın ise büyüklere iki uyarısı var: "Birincisi, herkesin dediği şey. Denize çöp atmayın, etrafı kirletmeyin. İkincisi böyle 4-5 yaşında çocuklarınızı denizde uçak simitler falan var ya, onların üstünde yalnız bırakmayın!" Bu konuda önerisi (elbette bir tasarımcı olarak) afiş ve sloganlar hazırlamak. Bu konuda Uygar'ın görüşü şöyle: "Deniz konuşabilseydi bize kızardı. Ona iyi davranmadığımız için. Onun için, lütfen dikkatli olalım. Denize, onun bize davrandığı gibi davranalım."

Uygar ve Ada iki kardeş, binlerce renk. Birbirlerine neredeyse hiç benzemiyorlar. (Görüşme sırasında masanın altından kavga ediyorlarmış!) Ama konu deniz olduğunda yelkenleri suya indiriyorlar, anlaşmaya başlıyorlar. Yeniden kardeş, yeniden dost oluyorlar.